Oldum olası “eczacı” isminin nereden geldiğini merak eder dururdum. “Ecza”, yani ilaç ile ilgili her şeyi bilen kişiye söylendiğini öğrendiğimde birçok soru yerli yerine oturmuştu. İlaç kutusunu elimize aldığımız zaman onun öyle kolayca elde edildiğini sanıyordum. Oysa ilaç haline gelmeden önce ne araştırmalar yapılıyor, ne aşamalardan geçiyordu. Yıllarca emek verdiğiniz bir molekül bile bazen tamamen çöp olabiliyordu. Kaynağı toprak, hayvan ya da bitki olabilen ve ilaç haline gelmesi için yıllara ihtiyaç duyulan bir olguydu bu. İlaç keşfedilmekle olay bitmiyor; sonrasında da çapraz etkiler ve alerjiler, yan etkiler, diğer ilaç ve besinlerle etkileşimleri, yaş faktörü ve yıllara bağlı olarak ortaya çıkabilecek etkileri izlemek ve gereğini yapmak gerekiyordu.
İlaç araştırmaları sırasında, burada satırlara sığdıramayacağımız uzun bir hikâye cereyan ediyordu. Beş yıllık bir eğitimden sonra bile saha tecrübesi kafalardaki birçok soruya cevap getiriyordu. Bu arada eczacı da boş durmuyor; bilgi ve birikimiyle bulunduğu her mecrada faydalı oluyordu. Bu bazen sanayide yeni bir ilacın keşfi ya da var olan bir ilacın yıllar sonra ortaya çıkan yan etkisinin tespiti olabiliyordu. Bazen güzelleşmek için kullanılan bir sır, bazen eczanesinde bir müşterinin davranışlarında meydana gelen değişiklik, bazen de bir öğrencisinin sınavlarda öngördüğü bir varsayım… Gelecekten haberler almak ve buna hazırlıklı olmak da eczacının bildiği ve takip ettiği işlerden biriydi.
Sayılamayacak kadar çok aşama ve işte imzası olan eczacının yaptıkları bunlarla sınırlı değildi elbette. Ama biz, halkın içinde bulunan ve onlardan biri gibi yaşayan serbest eczacıları çoğu zaman raftan ilacı alıp müşteriye veren kişiler olarak görüyorduk. Peki işin aslı gerçekten böyle miydi? Şimdilerde o kadar çok uzmanlık alanı ortaya çıktı ki… Kişisel bakım, anne-bebek bakımı, sporcu gıdaları, çölyaklı gıdaları, fenilketonürililer, laktoz alerjisi olanlar, fitoterapik ürünler, dermokozmetikler ve eczacıların asla vazgeçmeyecekleri ilaçlar ve etkileşimleri… Saymakla bitmez. Eczacı bütün bu konularda maksimum bilgi sahibi olmak zorundaydı. Burada sadece serbest eczacıların uğraşı alanlarından söz ediyoruz; diğer alanlara henüz girmedik bile.
Şimdi giyilebilir teknolojilerden söz ediyoruz. Elbette bunlar da hayatımıza girdi. Önceleri uzay çalışmalarında yer alan, şimdi ise hayatımızın vazgeçilmezleri haline gelen teknolojiler var. O kadar çoğaldılar ki hepsini bir çırpıda saymak neredeyse imkânsız. Sadece elinizdeki cep telefonlarına bakarak bile buna karar verebilirsiniz. Artık evlerimizde üç beş yıl önce olmayan teknolojiler var. Hatta teknolojik atıklarımızı toplayan kuruluşlardan söz edilebilir hâle geldik. Bütün bunlar hayatımızı daha kolay ve daha yaşanır kılabilmek için. Gelecekten beklentilerimizi artıran bu gelişmeler bazen içimde karanlıkta kalan sorular uyandırıyor: Gelecekte işlerimiz daha mı kolaylaşacak? Yoksa hızlanan yaşantımızda mum yakıp onun ışığı altında güzel sofralar kurup iki lafın belini kıramayacak mıyız? Zaman çok değerli ve geri sarılamayan tek sermayemiz. Kısa sürede çok iş yapmak gerçekten marifet mi?
Bizden alınan sağlık gibi değerleri geri verebilecek bir teknolojiye doğru mu evriliyoruz? Oysa eskiden ne güzel dostlar ve dostluklarımız vardı. Her şeyi paylaşan, paylaştıkça çoğalan… Tahmin ediyorum hepinizin aklına iyilik yapmak ve bilgiyi paylaşmak gelmiştir. Evet, işi uzmanlarına bırakalım. Biz de günümüzü en güzel biçimde yaşayalım. Giden zamanın geri getirilemeyeceği bilinciyle dostlarımızın ve dostluklarımızın değerini bilelim. Ve ihtiyaç duyduğumuzda da eskilerin, içerisi kirlenmesin diye ayakkabılarını kapısında çıkardığı eczanelerimizin kıymetini bilelim. Çünkü eczacılar hiç de öyle raftan ilacı alıp bize veren insanlar değildir. Aksine, adeta koca bir holdingi yöneten müdürler gibi, her ünitesi hazır olan bir sistemin tüm sorumluluğunu üstlenirler. Masasından çoğu zaman sadece müşterisinin sorununu çözebilmek için kalkan eczacımızın ardındaki bilgi ve birikime saygı ile…